Reenkarnasyon Kaderdir! (makale)

 

*Fikir üretimi kapsamında değerlendiriniz.

 

Yazar Bilgi

Mesaj Gönder
Favori Üye Listeme Ekle

Yazı Bilgi

Yayınlanma:
07 Temmuz 2009 Salı 16:31:02

Okunma:
454 çoğul gösterim
452 tekil gösterim

12 eleştiri yapıldı.

 

Paylaş

facebook

Facebook'ta Paylaş

 

Diğer Makaleleri

·                                 » Madem sorular man..

·                                 » Ortadoğu meselesi..

·                                 » "standart türk kl..

·                                 » Suçlu! ayağa kalk..

·                                 » Bir mum yakmayı ö..

·                                 » Türkçeye sahip çı..

·                                 » Hayatın izleri.

·                                 » Reenkarnasyon kad..

·                                 » Dünyanın en iyi v..

·                                 » Zengin koca

·                                 » Nokta mı, virgül..

·                                 » Türk halkının %99..

·                                 » Ergenekon: çamur..

·                                 » Trafik katliamı n..

·                                 » Misyonerliği dest..

·                                 » Türk halkının %99..

·                                 » Vatan hainlerine..

 

Diğer Yazdıkları

·                                 » İntersteno türk g..

·                                 » Eş adayında aradı..

·                                 » Kadın mükemmel bi..

·                                 » O gün

·                                 » Cv

·                                 » Sözlerim

·                                 » Tek kişilik tanıt..

tümü »

Reenkarnasyon Kaderdir!

Reenkarnasyon ve kader, çok tartışılan, anlaşılmayan iki kavram. Oysa biri olmadan diğerinin olması, dolayısıyla ikisini de anlamak nasıl mümkün olabilir?

Dünyaya geliş amacımız kısaca; tekamül etmek, yani daha olgun, yetkin olarak Yaradana yaklaşmaktır. Kader de kısaca; daha biz doğmadan çizilmiş bir yol haritası, "alnımıza yazılmış" bir yazıdır. Şu durumda amacımızla takip etmek zorunda olduğumuz yol kavramı çelişiyor zira Yaradanın bahşettiği "özgür irade"yi koyacak bir yer bulamıyoruz. Amacımız, kaderimiz ve özgür irademiz ancak "reenkarnasyon" kavramını kabul edersek uyumlu bir bütün haline gelebilir. Şöyle ki:

Ruhumuz, Dünya koşullarında üretilmiş (topraktan), dünyevi bir kıyafet (beden) giyerek dünyaya gelir. Tekamül yolculuğumuz (hayatımız) boyunca bu bedenle yürür, vademiz dolduğunda bu giysiyi yine bu dünyada bırakır öteki dünyaya geçeriz. Ancak bu tekamül yolculuğunun süresi her ruh için aynı olmayabiliyor. Örneğin 100 yaşına kadar yaşamış birisi, (amiyane tabirle) bu kadar süren bir sınava tabi tutulmuş, bu süre içinde işlediği günah ve sevaplarla değerlendirilecek, Cennet veya Cehennem, ödül veya ceza hak edecektir. Ancak daha bir günlükken hayata veda etmiş bir bebeğin durumu ne olacaktır? Bu bebek hiçbir günah işlemediği için doğrudan Cennete gidecektir değil mi? Üzerinde biraz düşündüğünüzde bu noktanın son derece mantıksız olduğunu farkedeceksiniz. Bu bebek cennetlikse, 100 sene dünyanın cefasını çekip günaha girmek zorunda kalan ruhun ne suçu vardır? 100 sene dünyada kalmış ruh, bu sürede tekamüle yaklaşmıştır diyebiliriz. Bu durumda, tekamül yolunda bir gün bile yol alamamış bir günlükken dünyadan ayrılmak zorunda kalmış bebeğin ruhunun ne suçu vardır? "O bebek bir günlükken ölerek anne babasının tekamülünde rol oynamıştır, onun görevi bu kadardır" savunması ne kadar tutarlıdır bu durumda, koskoca bir ruh, varoluş amacı tekamül olup Yaradana yaklaşmakken nasıl böyle basit bir amaca hizmet etmek için kullanılmış olabilir?

İşte bu soruların tek bir cevabı olabilir. Denklemimize "reenkarnasyon"u alarak bütün bu cevapları havada kalan sorulara cevap veriyorum:

Amacımız tekamül etmek, olgunlaşmak. Bunun için Dünya ortamında, dünyevi bir bedenle hayat sürüp, kimi zaman yoklukla, kimi zaman varlıkla, kimi zaman çilelerle, kimi zaman sefahatle, kısaca negatif ve pozitif etkenlerle değişime, gelişime tabi oluruz. Bir ömür, belki 100 yıl ama bomboş, belki 20 yıl ama dopdolu geçebilir. Düşünün ki, ruhunuz ilk defa bir beden giydi, bir kralın oğlu olarak Dünyaya geldiniz. Hayatınız, sorumluluk nedir bilmeden, sefahat, şatafat, doğru-yanlış kavramlarını öğrenemeyeceğiniz izole bir sarayda belki sapkınlığa varan eğlenceler ve sarhoşlukla geçti, bir gün bile bir zorluk görmeden ömrünüz doldu ve dünyayı terk ettiniz. Değerlendirmeniz ne kadar adil olabilir? Varlıkla imtihan olunduğunuz gibi yoklukla da imtihan olmak (ki tekamüle asıl hizmet eden hayat böyledir) sizin de hakkınızdır. O halde tekamül edememiş ruhunuz başka bir zamanda başka bir (insan) bedeniyle yeniden dünya koşullarında olmalı. Ancak yine bir prens olarak dünyaya gelirseniz tarih tekerrür eder ve dünyaya birdaha gelişinizin anlamı kalmaz. O halde aynı şeyleri yaşamanız nasıl engellenebilir? Cevap basit: kader. İkinci hayat yolculuğunuza, bu defa birincisinde yaşayıp ruhunuza kattığınız şeylerden uzak, belki fakir bir köylü olarak çıkabilmek için bir alın yazısına, yani kadere ihtiyaç olur! "Kader"in başka bir gerekliliği, mantıklı, ayakları yere basan başka bir açıklaması var mı?
07/07/2009
16:30
İzmir - Karşıyaka


• Yazınızı Düzenlemek İçin Tıklayın.

« Önceki Yazı     |      Sonraki Yazı »

 

 

 

 

 

 

Eleştiri Yaz

 

 « Önceki 10 eleştiri 

 1 

 2 

 Sonraki 10 eleştiri » 

 

 

 

 Ahmet Bektaş  | Ahmet Bektaş     08 Ağustos 2009 Cumartesi 18:01:53

 

Hikmet

Yaşam bir çizgi;
Bazen düz, bazen eğri...
Var olmanın nedir bedeli?
İşte onu iyi bilmeli.
Beyaz düşler mi?
Onlar da bazen gri, bazen siyah.

Yaşam hakikati , insanın kendi hakikatini çözmeden anlaşılmıyor.
Kainattaki hadiseleri da akıl kendince anlamak ister.
Her hadise gibi depremler de emir haricinde olamaz.
O halde bu azap neden?
Toplumun azgınlığı desem çok daha azgın toplumlarda fazlaca olması gerek.
Demek erteleniyor…
İnananların cezası ise bekaya bırakılmıyor. Burada tahsil ediliyor…
Ceza der isek umumi olması, masum çocukların telefi nasıl anlaşılacak?
Soy olarak da devralınan bir miras var sanırım. Bağlı bulunduğumuz soy ağacının yükünü de taşıyoruz. Yada bize uygun olan ruh ve beden ağacına asılmışız (alak/asılı).
“Dedesi ekşi yiyen torunun dişinin kamaşması” gibi zahire yansıyor. Aslında dede değil torunun dişinin kamaşmasına sebep; torun o soy ağacının o dalına uygun olduğu için oraya asılmış. Biz bunu anlamak için “her işte hikmet var” deriz.
Reenkarnasyon olsa dahi bir ilk var ve ilk üzerine bina ediliyor tüm ruhsal terakki veya tedenni.
İlk olanın mahiyeti ise sır.
Asıl olan soyut olan ruh, (bize göreceli) somut bedeni kullanarak terakki / tedenni eder.
Dünya hayatından yani göreceli somut hayatından önceki soyut aşamalar göz ardı edilmemeli. Gelecek bunun üzerine inşa ediliyor çünkü.
Teklif var, teklifi kabul var; sonuç var.
Geçmişi unutma , belki unutturma var.
Teklife verilen sözü unutmak…

Yaşananlar ya neticedir ya da başlangıçtır.
Netice ise neyin neticesi?
Önceden yapılan teklifin neticesi, iyi veya kötü (göreceli) somut olarak yaşamda yansıyor.
Teklifi kabul eden soyut ruh; bir nevi somut ortamda sınanıyor.
Yani soyut ortamda herkes aynı veya masum değil imiş demek ki. Somutlaşınca da aynı görünümü vermeyecektir. Eşitsizlik sırrı…

Reenkarnasyon yok ise ön eleme ne şekilde oldu?
Ön eleme (bize göreceli), nihai eleme ile aynı anda oluyor. Ön eleme yok yani tek eleme var.
Zaman ve mekan ile sınırlı olan insan; zaman ve mekandan münezzeh olmayı tam idrak edemiyor. Ön ve son olarak anca anlayabiliyor.
Ruhlar aleminde soyut ortamda yapılan değerlendirmenin somut alemde karşılığı bizi şoka sokuyor. Hikmetini idrak etmekte zorlanıyoruz. Duygularımızın aldatması ile hükümler vermeye başlıyoruz. Eksik algılarımızla vardığımız yargı aldatıcı ve zahiri oluyor. Duygusallığımız da devreye giriyor ve dehşete kapılıyoruz. Gözlemlerimiz adaletsiz bir ortamı algılıyor. Gerçekte adil olan her durumu göreceli olarak algıladığımızdan “Adaletin bu mu Dünya “ diyoruz.

Yaşananlar, yaşanması gerekenler ise cüzi iradenin fonksiyonu nedir?
İnsan cüzi iradesi ile sorumluluk altına girer.
Cüzi irade olmasa sorumluluk ortadan kalkardı.
Cüzi iradenin kullanılması da soyut olarak yapılmış zaten ; teklif aşaması ile somutlaşması Dünya hayatında oluyor. Yani soyut ve somut aslında aynı anda açığa çıkıyor, biz göreceli algımızla zaman ve mekanın sınırlaması yüzünden tam idrak edemiyoruz. Ve gözden kaçmaması gereken şu zamanın göreceli oluşu. İlk ve son kavramı bizi göreceli olarak etkiler. Zaman ve mekandan münezzeh olan ortamda sınır yoktur.
Cüzi iradenin gücü nedir?
Cüzi irade dahi bir yönüyle sınırsız , diğer yönüyle ise külli irade ile sınırlıdır. Yani cüzi irade külli iradeden bağımsız değildir.
O halde nasıl mesul olacak şekilde işliyor?
Tercih ederek… Özgür tercihi ile. Niyet ile.
“Ameller niyete göredir.”
Sadece tercih eder ve tercihini vücuda getirecek kudreti yoktur, külli irade devreye girer. O halde tercihi çok önemlidir.

Soyut alemde yapılan tercihin Dünya hayatı ile somutlaşmasına ne gerek var?
Soyut kalsa “data” olarak sabit kalırdı. Sınırlı olurdu. Somutlaşınca açığa çıkıyor ve gözlemlenebilir oluyor.
Bilinmek ister her varlık.
Bilinmek ise somut algılarla daha kapsamlı olur.
Soyut olan somutlaşınca gerçekler bütün çıplaklığıyla görünür, algılanır. Bu yüzden insan dehşete düşer ve itiraz eder somut görünene. Oysa zahir batına ayna olur. Zahire itiraz da aslında batına itiraz olacaktır. Bu kritik noktada kadere iman devreye girer.

Terakki ise sonsuza dek devam edecektir. Kabiliyet ölçüsünde…

Mükafat veya mücazat ise terakki içindir. Tercihleri yönlendirmek için.
Yine zaman ve mekandan söz etmeliyim; çünkü soyut ile somut aynı anda vücuda gelir. Zamandan münezzeh ortam açısından, sonuçlar malumdur. Biz ise sınırlı olduğumuzdan sonucu bilemeyiz. Yani Elestü (elest) bizim için devam ediyor. Teklife verdiğimiz cevap soyut ve somut olarak bizim açımızdan devam eder ölüm dediğimiz şey gelene kadar. Ölüm ise soyut ruhun, somut bedenden ayrılması ile gerçekleşir. Ruh “data” olarak mahfuzdur.
Elest: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna Ruhların “Evet Rabbimizsin” cevabını vermesi.
Yani başlangıç noktası…
Saygılar.
Ahmet Bektaş.
 

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 E.MERT  | Erdoğan MERT     10 Temmuz 2009 Cuma 12:20:29

 

EzelSonan:)
Alınmaması gereken, hatta nasıl olması gerektiğini tarif ederken örnek gösterdiğim kişi olarak konuya benden bile daha yetkin sahip çıktığınız için teşekkür ederim. Sevgiler.

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Düzenle •   Cevap yaz  •   bildir

 

 

 EzelSonan     09 Temmuz 2009 Perşembe 18:39:19

 

Sevgili arkadaşım,
Hiç bir satırım da kopyalama yoktu, yukarda da belirttiğim üzre tamamen kendi bilişimdir...

Dilerseniz silebilirim de.... Hiç okumamış sayamam kendimi, çünkü okudum. Ama silebilirim...

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 E.MERT  | Erdoğan MERT     09 Temmuz 2009 Perşembe 09:01:09

 

Arkadaşlar, bu platform sizin de kullanarak yararlanmış olduğunuz özgür bir fikir alışverişi ortamıdır. Yorumlarınız için teşekkür ediyorum, biraz daha derin yorumlar rica ediyorum. Heyecanınızın eseri standart bir inananın ilk nefeste söyleyeceği klişelerin ötesinde olsun isterdim zira bu bir edebi metin aynı zamanda. Kaleme alan şu fakirin sunduğu naçizane fikri, belki saydığınız itiraz kalemlerini en az sizin kadar iyi biliyor olabileceğini düşünmeden derhal "haşa"lı "mümin-kafir kamplaşması olsada seyreylesek" diye sofraya oturup bir lokmada yutmak yerine biraz ağzınızda dolaştırıp tadına varıp keyfini daha çok çıkarmaya istekli olduğunuz farklı bir lezzet saysaydınız ziyadesiyle mutlu ederdiniz. Neredeyse kafir ilan edecek, katli vaciptir diyeceksiniz arkadaşlar:)
Lutfen, her açıdan biraz daha geniş, biraz daha serinkanlı düşünelim. Fikri kafanızda tartıp kendi yorumunuzu paylaşın, hangi dinin ne dediğini zaten biliyoruz, siz ne diyorsunuz bana katkısı olacak olan o. Hem farkındamısınız ya ben Hindu inanışına sahip bir vatandaşsam? Kur'an ın ne dediği sizi bağlar, üstelik başka bir inanışı ezdiniz geçtiniz. Hindu olsaydım incineceğim şeyler sığ bakıştan çok daha yoğun ve önemli olurdu, kendinizi bir Hindu vatandaş yerine koyun yazdıklarınızı bir de öyle okuyun bakalım siz ne derdiniz? Ayrıca burada ortaya koyduğum tek bir kavramdan ibaret değil, daha öncehiç ilişkilendirilip bir arada kullanılmamış bir düşünce dizisi. Sizden beklediğim, hangi dinde bu konuda ne dendiğini copy-paste yapmanız değil, akıl süzgecinden geçirip fikir jimnastiği yapıp size has, sizin kokunuzu taşıyan cümleleri paylaşmanız.
Sevgiler.

E.MERT tarafından 7/9/2009 11:32:23 AM zamanında düzenlenmiştir.

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Düzenle •   Cevap yaz  •   bildir

 

 

 EzelSonan     08 Temmuz 2009 Çarşamba 09:11:57

 

Her varlık ayrıdır ve kendi bilişinden sorumludur.
Ayrıca hakaret ettiğimi sanmıyorum...

Ben SEVGİ ye inanır SEVGİ yi bilirim... Evrenler de SEVGİ üzerine kurulmuştur ilk yaradılışta. Taa kii; en yüce varlık olarak insanoğlu yaradılana kadar, bu sevgi saftı, her geçen gün sevgide BİR olmak yerine birbirimizden ayrı ruhlar oldugumuz illüzyonuna daha da kapılarak sevgiden ırıyoruz ne yazıkki...

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 hüzünlüşarkım     08 Temmuz 2009 Çarşamba 01:43:06

 

Kur-an da böyle bir tekrardan bahis edilmiyor efendim.
Müslüman için re- an- karnasyon inanışı mümkün değildir. Dünya hayatına bir kez gelinir ve bu hayattan hesaba çekilir insanlar.
Hesap gününe inanan için ( dünyaya tekrar gelme gibi bir teselli) inanışı çürük bir tezdir! Ama herkes inancında özgürdür.Kimsenin kimseye baskı veya hakaret etmesi söz konusu olamaz. Çünkü, benim dinim bana yeter!
Kafirun süresi..
Kendi bilişlerinizi değil, Kur-an gerçeklerini yaşamanız dileğimle..

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 

 İz/düşüm  | Ercüment Kaya     07 Temmuz 2009 Salı 19:16:34

 

:)

Reenkarnasyon inancında bir önceki hayatta solucan ya da kırkayak olarak gelme ihtimali var mı? Yoksa bu dönüşüm her zaman insan üzerine kurulu bir sistem midir?

Bunu biraz açarsanız sevinirim...

İz/düşüm tarafından 7/8/2009 4:07:46 PM zamanında düzenlenmiştir.

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 EzelSonan     07 Temmuz 2009 Salı 19:15:14

 

Reenkarnasyon (tekrar beden almak ya da yeniden dirilmek) tartışmaya açık ve henüz tam olarak netleşememiş bir konudur. Kaos yaratmamak adına yorum yapmayayım diye düşündüm ilk önce, ama dayanamadım ve KENDİ BİLİŞİM doğrultusunda bir şeyler yazmak istedim.

Yeniden dirilmek vardır ve bu sadece bilinen ahiret gününde değildir. Kuran-ı Kerim' de de bazı ayetlerde bu durum vurgulanmıştır. Şu an evde değilim ve emin olmadan ayet ve bab vererek yanlış bilgiyle sözlerimi doğrulama çabasında olmak istemiyorum. (daha sonra bunu da yaparım gerekirse)
İnanmayan ve olmadığını düşünerek savunan arkadaşlarımıza da saygım sonsuz. Herkesin inancı daha önemlisi BİLİŞİ kendisini bağlar. Hepimiz Ayni BİR in mikro parçaları da olsak; bu boyutta (dualitede) ayrı olduğumuz yanılgısındayız.
Aynı saygının reenkarnasyona inanlar için de gösterilmesi gerekir. Kendi Biliş ve inancınızı paylaşır ama aksini düşünenleri de yargılamazsınız. Olması gereken budur. Yargı hakkı kulda değildir. İslamiyet, yargının sadeec Yaradan da oldugunu bildirir. islamiyette olmayanı bilen olanı da bilmelidir diye düşünüyorum...

RE=TEKRAR
ENKARNASYON=BEDENLENMEK/DİRİLMEK
Varlığın tekamül amaçlı birden fazla beden alarak farklı hayatları; farklı zaman, coğrafya, koşul ve hatta boyutlarda deneyimlemesi demektir.
E.MERT Bey' in de yazısında belirttiği üzre; her hayatta/enkarnede/deneyimde, yaşadıklarımızdan dersler alarak OL uruz.. Pişeriz... Tasavvuf la biraz olsun ilgili olanlar bu felsefenin de aslında aynı görüşte oldugunu farkedeceklerdir...

Mevlâna Celâleddin Rumî; ''Hamdım, Piştim, Oldum... '' sözüyle, hayata tekamül amaçlı geldiğimizi net bir şekilde vurgulamıştır...

Kader konusu ise tam bir kaos yaşattı bana yıllarca. Küçük bir çocukken bile düşünür ve sorgulardım. Çünkü çelişki bazrizdi anlatılanlarda. Kader yok demiyorum. Tabiki var. Ama bize anlatılan gibi bir şey olması imkansızdı bana göre. Tüm eylemlerimizden sorumluyuz, Kötü şeyler yapar günah işlersek ceza var... iyi şeyler yapar ve sevap işlersek de ; ödül... Buraya kadar tamam... Ama kaderşm önceden belliyse ve ne zaman ne yapacağım ben daha doğmadan yazılmışsa, neden ben davranışlarımdan sorumlu olayım... Demekki kader bambaşka bir şey.. Diye yıllarca kendi içimde sorguladım...
Vardığım sonuç şu oldu ;

Her hayatta neleri deneyimleyeceğimiz ana hatlarıyla belli ve net. Ancak seçimlerimiz bizi sorumlu kılıyor. Pozitifi seçerek iyi ve yararlı bir insan olabiliriz. Negatifi seçerek ise tam tersi.. ( Bu konuda daha çok şey paylaşabilirim aslında, ancak bu sitenin edebi bir platform oldugunun bilincinde olarak, içeriğe fazlaca girdiğimin farkında olarak kısa kesiyorum. Oysa içeriken çok edebi anlamda; şekil ve yazılım üzerine yorum yapmam gerekiyordu. Sayın yöneticiler bu kezlik hoş görsünler)

(NOT=:Yukarıda yazdıklarım tamamen KENDİ BİLİŞ VE GÖRÜŞLERİMDİR...Siteyi ve ilgili kişileri bağlamaz)

Sevgili yazar arkadaşım ışık olmak ve bilgiyi paylaşmak adına verdiğiniz emeği kutluyorum...
Sevgiler ÖZ' den...
 

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 

 suz-i naz     07 Temmuz 2009 Salı 17:58:29

 

Reankarnasyon bizim inancımıza göre yok. Yani ruh bedenlendikten sonra biçilmiş ömrünü yaşar ve ölüp diğer aleme göçer. Geldiği aleme. Buraya geliş sebebi ise insan olmaktır. İnsan olabilen ahirette mükafatını alır. Dünyanın meşakkati ile doğrulamayan insanı öteki dünyada ateşle doğrulturlar.

Her insan tekamülünü tamamlamak konusunda eşit fırsatlara sahiptir. Allah herkese hitaben vahiyde aklınızı işletmez misiniz diye defalarca söylemektedir. Çünkü bize akıl ve irade vermiştir. Dilememizi istemiştir. Biz de O'nun bize sunduğu yollardan birini tercih ederiz. İyi olanı ya da kötü olanı. Diğer türlü düşünmek yani Allah'ın zengini fakiri yaratırken adaletli olmadığını düşünmek olur.

Allah zengine ayrı bir imtihan verir fakire ayrı bir imtihan hastaya ayrı sağlıklıya ayrı. Ama hiç birine taşıyamayacağı yükü yüklemez. Sabreden ve doğru olmakta direnen mükafatını alır. En büyük mükafatta insan-i kamil olmaya yaklaşmaktır.

Reankarnasyon Deniz Bey'in de dediği gibi bence de sadece ahiret inancı olmayanların uydurduğu ya da Allah'ın adaletini kavrayamayanların bulduğu bir kılıf.

Gerçeğe yol almak dileği ile saygılar efendim.

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

 deniz_tayanç     07 Temmuz 2009 Salı 17:05:06

 

Amacımız tekamül etmek, olgunlaşmak. DEĞİL.
Amacımız iman edip salih amel işlemek.
Bir günlük bebeğin ölürse eğer kazancı var. Cennet gibi bir kazanç...Hani re-enkarne olanların -size göre- bir kaç denemede ancak gidebilecekleri cennet. :))

[Etkili yorum olarak seç]   Etkili yorum nedir?

 

•   Cevap yaz  •   bildir

 

     

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !